16 Kasım 2011 Çarşamba

Tebrikler... Oyunu kazandınız!!

Ruhlarımız hiç de hür değil...

Kendi yörüngemizde dönüp duruyoruz diyorum ya hep... işte ruhumuzu da çerçeveletmiş asmışız evimizin bir köşesine... ama kare, ama yuvarlak, ama dikdörtgen, ama yamuk..  Alan(ım-ız), çerçeve(m-iz) belli..

Karşısına geçmiş bakıyoruz çerçevenin; arada düz durmuyorsa hayat duvarında, elimizle düzeltip hizaya getiriyoruz. Ama içindeki resmi o çerçeveden ve/veya o çerçeveyi o duvardan hiiiiç çıkarmıyoruz. Haa çıkarmak istemiyoruz belki de... onu herkesin kendi beyni bilir.. birşey diyemem...

İçimden geldiği gibi davranmak/yaşamak isteyip de yapamadığım zamanlarda, ben de kendimi kanepede oturmuş duvardaki çerçeveme bakarken buluyorum! ve buna amiyane tabirle kıl oluyorum... Kendimi resmen hapsedilmiş, elim kolum bağlanmış gibi hissediyorum ve hissin bedeli de ağır oluyor... Bu zamana kadar çok derinlerde saklanmış ama konu "içinden geldiği gibi davranmak" olunca, istenmeyen ot hesabı egolarımız yıldırım gibi düşüyor ve hapsediyor belki de bizi... belki yanında bir tutam da çevre faktörü.. yarım çorba kaşığı aile baskısı... bir kibrit kutusu "karşındakinin tepkisi" korkusu...bir porsiyon endişe.. ne ararsan var çorbada... bütün kızlar toplandık şeklinde birden geliyorlar sana çat kapı... ya bir sakin olun, bir sorun müsait misin diye.. tek tek gelin yahu diyorum... tek tek algılamaya çalışıyorum kendi yarattığım ilüzyon ile.. karşılarında durmaya çalışıyorum ama o kadar çoklar ki.. beynin sorgulama katsayısı çarpıyor/çırpıyor bir de onları üstüne...  



Ben onlara karşı zaman zaman savaşımı kazanıp içimden geleni yapıyorum... ama bazen de çok pis yenik düşüyorum.. Belki de en başta gelen "ego" seviyesini geçsek, 3 canımız da bitmeden oyunu bitirip, bu oyuna altın harflerle adımızı yazdıracağız :)  

Ben yine de bu oyunu, başa dönme korkusu olmadan her seferinde oynamaya devam edeceğim... ısrarla..

Çünkü bu benim...

İşte o "her bir seviyeyi" tek tek atlayarak ve içimden geldiği gibi yaşamaya çalışarak :D     


14 Kasım 2011 Pazartesi

(h)iç ses...

Sizin (h)iç sesinizin bile sustuğu oldu mu?
Benim oldu...
               ve bu sessizliği hiç sevmiyorum....

EcE

11 Kasım 2011 Cuma

Kelimelerimle saklambaç oynamak!!!

Bu resmi biraz önce ağabeyimin facebook hesabında gördüm.. Bayram arefesinde, cumartesi günü Ankara'da tüm aile yemek yemiştik ve ertesi gün Samsun'a gideceklerdi.. Gittiler.. Resim de orda çekilmiş...

Mayıs 2005'ten beri Samsun'a gidemiyorum.. Gidemiyorum dedim çünkü aldığım tüm uçak biletleri ya iş yüzünden ya ekstra durumlardan dolayı iptal ettirilmek zorunda kaldı bu zamana kadar... Tatil zamanlarında da güney şehirleri tercih edildi.. 

Bu durumdan çok memnun değilim.. Hala gitmek istiyorum..

Gerçekten çok istesem, çoktan giderdim belki de bilemiyorum.. Yani bazen böyle düşünüyorum... ve kızıyorum kendime... Ayaklarım geri geri gitmiş gibi hep..  Hatırlatacaklarından kaçtım sanki hep.. Fransızca tabiri ile "Fuite en avant" yaptım.. Erteledim... ve gelecekten kaçtım.... Kaçıyor(d)um!... 

Bu resim bu akşam beni, gördüğüm andan beri ağlatıyor!! Bizim evimizin önü.. Babamı burdan uğurladık.. Ağabeylerimle en hınzır, en komik anılarımı bu evde yaşadım! İlk sinememaya gidişim, bu evden çıkıp oldu :) 

O kadar tuhaf ki.. kelimelerimle saklambaç oynuyorum bu sokakta şu an...
Neden bu kadar takıldım kaldım bu fotoya bilemiyorum... Bakıp bakıp duruyorum.. Son iki gündür de ruh halim çok iyi değil zaten.. Onun da tabii etkisi var ama bu fotoğraf bana çok şey anlatıyor... ve beni dürtüyor..

 Ertelediğim şeyleri yapmak adına...

10 Kasım 2011 Perşembe

Zam"AN"

Bir süredir zaman algısı ile ilgili yazmak istiyordum... Ama Mazhar'ın şarkısında dediği gibi "5 dakikada değişir bütün işler" şeklinde bir hayat algısı içindeyim 3 haftadır.. Zaman da beni içine aldı yörüngesinde döndürüp duruyor.. Fırlatıp atmasını bekliyorum dışarıya doğru ki bir kendime geleyim noluyor anlayayım...

Bunları düşünürken bir yandan, adıyla sanıyla ve zamanlaması itibariyle cuk oturan "In Time (Zamana Karşı)" filmine gittim bayram sonu (bayram sonu dedim yine bir zaman belirtmek adına.. çok detaycıyım ya.. )

Neyse efendim.. Filme gidenler, gitmeyenler, yorum okuyanlar, eleştirilere bakanlar vs işte onlar bilirler ki film zamanın para olduğu yeni  bir dünya düzeninde insanların ölümsüzlüğün peşinde koşarak hayatta kalma mücadelesini anlatıyor özetle.. Zamanın az kaldığında daha fazla çalışıp zaman satın alıyorsun ya da zaman bankasından borçlanıyorsun vs.. Fikir enteresan.. Açıkçası hoşuma gitti ama daha iyi yapılabilirmiş diye de düşünmedim desem yalan olur.. IMDB 6.8 vermiş.. Biraz hakkını yemiş.. Benden bir 0.5 daha ekleyin siz ona.. Bence film 7.3'lerde daha iyi duruyor, fikren en azından hakediyor :))) Justin Abi de kendinden beklenenin üstünde performans göstermiş diyebiliriz..

Neyse yine daldım gittim konudan uzaklaştım.. 

Derken birden Kenan Doğulu'nun "Tutamıyorum Zamanı" adlı şarkısı aklıma geldi.. Her insan evladı o şarkıda kendisini terkeden kişiye bir serzenişte bulunarak söylemiştir bu şarkıyı herhalde..özellikle kadınlar... haydi gel artık zaman akıp gidiyor sevdiceğim.. inat etme ah ah...  Söylememiş olsa da söylesin insancıklar, güzel şarkıdır vesselam:D 

Yine konudan konuya sekiyorum... 

Keyfim mi yerinde? Bilmem... Zamana bıraktım, o söylesin...


Efendim zaman algısı bir garip dönmedolap.. farklı renklerde.. kendi ritminde dönerken, birden hopp duruyorsun, sonra dönmeye devam ediyorsun.. ne kadar bekleyeceğin belli değil ama... ha bir de yanında kim var, o da önemli... zaman algında yanındaki kişi de ciddi bir rol...  baktığında aslında yörüngen belli, hızın belli ama sen onu, döndükçe farklı görüyorsun.. arada başın dönüyor.. yanındakini de farklı görüyorsun.. durduğunda çok yüksekteysen bir kalbin hop ediyor.. hoşuna da gidiyor bir yandan.. ama inmek de istiyorsun.. hayattaki çelişkiler gibi.. aşk gibi.. bir garip dönmedolap azizim!!..

Eee iyi şeyler yaşadığında da zaman gösterir diyorlar, kötü şeyler yaşadığında da en iyi ilaç zaman diyorlar.. Düşündüm de 2003 Ağustos'unda eksildiğimde de zaman girmişti devreye.. Şimdi bakıyorum da zaman geçtikçe (sağımdan, solumdan, yanımdan, öteden, beriden...) kabullenmişim.. Pozitif bir kabullenme-zaman korelasyonu var... Ne kilit bir olgusun sen ey zaman.. Herşeye hükmediyor musun gerçekten de? İyisin hoşsun da buna cevap veremeyecek kadar da yoksun!!... 

Neyse dağıldım yine.. 

Garip bir akşam oldu..  Farklı ruh hallerime büründüm yine.. Gel-gitlerden de belli..  günün farklı zamanlarında...Bir garip dönmedolaptı perşembe... Dolunay da var.. ondan olsa gerek...  
Ha bu arada o kadar kelam ettik.. noldu.. algın istediğin kadar değişsin.. zaman geçip gidiyor.. ah ah.. Önemli olan "an".. Baştaki "zam"ı at gitsin.. zaten kelime anlamı olarak da hoş değil :) 

An..
Şu an..
(nasıl + kiminle+ nerede)*olduğun... parantezi açın isterseniz... cümle içini genişletmek adına... ben sadeleştirdim sadece... 

Haydi iyi (g)eceler olsun size.. 

3 Kasım 2011 Perşembe

Bilme(ece)...

The Ballad of Sacco and Vanzetti-Stephane Pompougnac 

Dün akşam güzel bir insanla sakin bir restoranda keyifli muhabbet edip yemek yerken duydum bu şarkıyı 

ve "ben bunu dinlemiştim bir yerde" oldum.. 

 ve direkt dedim işte o hoş ritim...  o yumuşak tını... 

aslında bu tip şarkılar dinlemem ama tınısı hoşuma gitmiş bir şekilde...

ama ne zaman.. nerde... kimlerle.. dinlemişim..  hatırlamıyorum... 

belki bir filmde... belki TV'de... belki radyoda...

birşeyle özdeşleştirdiğim için belki de... 

offfffff

bir süre daha bulamazsam delireceğim sanırsam :)

 

 

CeyDi vs JeDe..


Hayatı Jak Danyel'in dolu tarafından görmek :) 


2 Kasım 2011 Çarşamba

Boş..luk...


Woody Allen sevdiğim bir yönetmendir... 

Birçok filmini gördüm..

Analizleri, işlediği insan ilişkileri, aşklar, cinsellik ve seçtiği mekanlar... ve konuyu değiştirip çok farklı açılardan sunması... seni birden başka düşüncelere, hayallere sürüklemesi...

İşte hepsi çok lezizzz...

Yıllarca bana da birçok farklı duyguyu farklı şekilde anlattı... Sorgulamalarımın açısını ve belki de acısını değiştirdi...



Son filmini "Midnight in Paris"i de seyrettikten sonra, yine dudağıma yapışmış tebessüm ile sinemadan çıktım. Beni aldı götürdü... ve de tabi ki Paris anılarıma da... Yıllar geçse de hala o sokakları gördüğümde içim cız ediyor ya... garip... 

Ve filmden sonra farkettim ki varlığımın yarattığı boşluğa çare bulmaya çalışıyorum hala... ve bu durum karşısındaki baskı altında cesaret göstermem gerekiyor!

Allez Ece!!

Hakkımda

Fotoğrafım
55...Hayalperest...Invisible hand'e inanmayan bir İktisatçı...Pinponcu... Sarı... Kırmızı... Arada da çelişki duvarına işiyor...